30130
25/05/2015, 16:39

Kocaeli- Gölcük Nusretiye Köyü Nusretiye Şelalesi “Doğaya Saygı” Yürüyüşü 16/05/2016

   Mayısın ortalarını devirdiğimiz bu hafta sonu hava koşulları uygun olduğunda yakın çevremizdeki doğa harikalarını keşfetme programımız çerçevesinde Samanlı dağlarının kuzey yamaçlarından kaynağını alan ve İzmit körfezine dökülen irili ufaklı derelerden biri olan Nüzhetiye deresine saat 15.30’da ulaşıyoruz.
   Dereden akan suların yatağını aşındırarak binlerce yılda işleye işleye oluşturduğu derin vadi boyunca, Yılmaz Eken, Murat Sert, Murat Yetik ve bendenizden oluşan grubumuz Nüzhetiye köyünde bulunan yaklaşık 1300 metre uzunluğunda olduğunu öğrendiğimiz dere boyunca hareket ederek şelaleyi keşif için parkura girdik.
   Yürüyüş tesisten başlıyor, dere boyunca çoğunlukla su içinde yürüyeceğimiz için uygun kıyafetler giydik, batonlarımızı ayarlayıp sırt çantalarımıza birer litre sularımızı ve gerektiğinde değişmek için birkaç elbise koyarak yürüyüşe başladık.
   Bu denli sanayileşmiş ve insan yoğunluğunun çok fazla bulunduğu bir yerin yakınlarında, talandan kurtulmuş ormanların gölgelediği böyle patikaların varlığı bizi mutlu ediyor.  Yakın zamanda düşen yağışlarla birlikte derenin debisi hiç yaz başlangıcında olduğumuzu hatırlatmıyor. İlk sürprizimiz bir yaban kedisi olduğunu düşündüğümüz bir kedi ile karşılaşmak oldu. Fotoğrafını çekmek istedik ancak bizimle karşılaşmaktan memnun olmadığı bakışlarından belli oluyordu. Fotoğrafını daha yakından çekmek isteyince daha bir huysuzlaştı. Saldırmasından endişe ettik ve geri çekilerek onu rahatlatmaya çalıştık. Bizi tehdit olarak algılamayı bırakınca süratle orayı terk etti. Bizde çekebildiğimiz tek kare fotoğrafa razı olarak yolumuza devam ettik.     
   Bendeniz ıslanmamak için uzun süre uğraştıysam da bastığım çürük bir kütüğün kurbanı olarak dizime kadar suya battım. Bu metreden sonra ayakkabılarım ıslanacak telaşı gütmediğimden ve hatta yer yer sudan yürümek daha keyifli ve kolay olduğundan sulara bata çıka yürüdüm. Yılmaz Hoca sandalet türü ayakkabıları ile ıslanmayı hiç dert etmezken, kulüp başkanımız Murat hocanın ayakkabıları da bu parkur için oldukça uygun olduğundan çoğunlukla dereden yürümeyi tercih etti.     
Bu sırada doğadaki yaşam ile ilgili bilgiler vererek beka eğitimi veren belgesel tadında bir yabancı programda (ultimate survival: hayatta kalma bilimi) kayaların altına gizlenen alabalıkları elle yakalayan maceraperestin tecrübesini denedi. Ancak başarılı olamadı.
  Güzergâhın 600’cü metresinde ilk önemli engelle karşılaştık. Yaklaşık beş metre yükseklikteki küçük şelalenin geçilmesi ekip çalışmasıyla kazasız belasız aşıldı. Orman içerisindeki bu dere yürüyüşleri oldukça serin bir ortamda ve doğal güzellikte yapıldığından güneş altında yapılan dağ yürüyüşlerine göre daha zevkli olabilir. Ancak bu keyifli parkurlar yosunların taşlara verdiği kayganlık nedeniyle ciddi sakatlık ve yaralanmalara neden olabiliyorlar.
   Yolumuz üzerinde, sağ iken oldukça cüsseli olduğunu düşündüğümüz bir domuz iskeletine rastladık. Muhtemelen uçurumdan düşmüştü. Biyoloji öğretmenimizin getirseydiniz okulda sergileyebilirdik hayıflanışı hepimizi şaşırttı. Değil getirmek yerini bile değiştirmek aklımızın ucuna bile gelmedi. Sadece fotoğrafını çekmek ile yetindik. 
   Kayaların yapısı sohbet konularında önemli yer tuttu ancak (Ruscus Aculeatus) tavşanmemesi adı verilen bitkinin güzelliği kendisinden en fazla söz ettirenlerin başında geldi. Meyvesi yaprağında olan bu orman bitkisi sağlık amaçlı kullanılmak üzere doğadan sökülen bitkiler arasında yer aldığını daha sonradan öğreniyoruz. Yaprağı, meyvesi ve kökleri ayrı ayrı değerlendirilen bitkinin doğadan sökülmesi soyunun sıkıntıya girmesine neden olmaz umarız. Meyveleri kahve gibi çekilerek tüketilen bitki kokina adi ile de bilinmekte ve süs bitkisi olarak kullanılmaktadır.
   Kısa molalarla ve çokça fotoğraf çekmek için duraksayarak şelaleye ulaştık, yolculuğumuz yaklaşık bir saat sürdü.Şelale önündeki son engeli de aşan Murat Yetik arkadaşımızın manzarayı daha iyi bir açıdan seyretmek için yer değiştirmek üzere manevra yaptığı sırada bastığı taşın kaygan olması ve ayağının altında hareket etmesi nedeniyle düşmesi yüreğimizi ağzımıza getirdi.
   Bir müddet şelale önünde dinlenip manzaranın tadını çıkartarak tekrar dönüşe geçtik. Yol boyunca aileleriyle küçük keşifler yapan insanlara rastladık. Aracımızın yanına geldiğimizde saat 16:40’tı. Bugün de çoğuinsanın bildiği fakat bizim yeni keşfettiğimiz yakın yerlerdeki bir doğa harikasını keşfetmenin mutluluğu ve gururu ile acıkan midelerimizi ödüllendirmenin telaşına düştük.
Dönüşü, geldiğimiz yoldan değil de Nüzhetiye köyü üzerinden yaptık. Ne yiyelim, nerede yiyelim, mangal mı 
yapalım diye kendi aramızda karar veremeden Yılmaz bey bizi çoktan Yeniköy’den anayola indirmişti. Yuvacıkta bir marketten ihtiyaçlarımızı alarak, Çayırköy’ün üzerinde yeni belediye konutlarının arkasındaki manzaralı tepeye gelerek mangal ateşini yakmaya başladığımızda saat çoktan 18.00’ i geçmişti. Akşam güneşinin egemen sarısı kızıla dönerken mangalın kokusu çevredeki köpekleri çoktan zorunlu misafirimiz yapmıştı. 
DERDOSK olarak faaliyet programımıza güzel bir etkinlik daha eklediğimiz için mutluyduk. “Yarın görüşmek üzere”  diyerek birbirimize veda ederek ayrıldık. Çünkü hepimiz aynı yerde çalıştığımızdan yarın görüşeceğiz.

Turan GÜLLÜ
DERİNCE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ BAŞKAN YARDIMCISI
 



Facebook