UA-59523964-1
30130
28/07/2015, 01:58

Ağrı Dağı Yaz Tırmanışı 08/07/2015

Ağrı Dağı Yaz Tırmanışı
Ağrı dağına tırmanma kararı Murat Sert, Turan Güllü, Murat Yetik ve Yılmaz Eken tarafından alınmasına karşın değişen tarihin kurbanı olarak Yılmaz Eken tırmanışa katılamadı. Çıkış hazırlıkları için Ağrı Dağı ile ilgili internet ve dergilerden bolca yazı okundu. Eş dosttan görüş alındı. Bu yazı ve görüşlerin bazıları bizi cesaretlendirirken bazıları umutsuzluğa düşürdü. Gurup üyeleri bu tecrübeyi edinme konusunda kesin kararlı olduğundan tarih belirlendi ve eksikliklerin giderilmesi çalışmaları başlatıldı.
Öncelikle içimize korku salan şey malzemelerimizin yeterli kalitede olmaması idi. Bu durum hem bizi çok zor durumda bırakabilir hem de çıkışı tamamlamadan dönmemize neden olabilirdi. Malzeme tedarik etmek için alış veriş listesi hazırlandı ve çıkışı sağlayacak asgari miktarla en kaliteli malzemelere sahip olunmaya çalışıldı.Tırmanış için Doğubayazıt’ta irtibat kurabileceğimiz ortak bir tanıdık bulamayınca otel ve öğretmenevini araştırdık. Ancak Ağrı Dağı’nın diğer dağlardan farklı olarak izinle çıkılan bir dağ olması orada bir takipçiyi zorunlu kılıyor gibiydi. Sonuçta iki ayrı kişi ile görüşüldü. Kamp malzemelerinin taşınması yanında yemek ve rehber ile birlikte uygun sayılabilecek bir fiyata anlaşma sağlandı. Anlaşma içerisinde beş mevsim çadırların ve buzulda kullanacağımız kramponların firma tarafından sağlanacağı sözü bizi ciddi bir külfetten kurtardı. Ayrıca atların malzemeleri 4200 metreye kadar çıkarması konusunda hiçbir nazlanma göstermedikleri gibi bunu rutin bir uygulama haline getirmiş gibi görünüyorlar. Gurupların 15 kişiyi aşmamasına özen gösteriliyor. İdeal rakam ise 8-10 kişi olarak belirtiliyordu. Katılımcı sayısı azaldıkça kişi başı ödenmesi gereken fiyatın yükseldiğini de belirtmek gerekir.
5 Temmuz 2015 Pazar günü sabahı saat 07:00 gibi yola çıktık. Gündüz yolculuğu yaparak yol güzergâhını tanıma fikri cazip geldiğinden düşündüğümüzden bir gün önce yola çıktık. Bu nedenle de Doğubayazıt’ta iki gün geçirmektense aracımızı Kars’a sürdük. Geç saatte vardığımız Kars’ta hayat hala sürüyordu. Yapılar ve neşeli insanlar ile Kars beklediğimizden çok daha modern bir kent olarak karşıladı bizi. Ertesi gün Kars kalesi ve Kars şehir turunun ardından Ani harabelerini görmek üzere yola çıktık. Gün boyu gezilen bu yerlerden sonra Iğdır üzerinden Doğubayazıt’a vardık. Günlerden pazartesi olduğundan İshak Paşa Sarayı’nı gezemedik. 
Kalan  alışverişlerimizi tamamlamak ve Doğubayazıt’ı tanımak için çarşıyı arşınladık. Otelde, sokakta, minibüste her yerde genelde Kürtçe olmak üzere protest müzik çalıyor. Dilenci ya da tartıcı çocuklar otel önlerinde sizleri bekliyor ve biraz ısrarcı da olabiliyorlar. Ancak çok rahatsız edici değiller. Otel yetkililerinden balkonundan dağ manzarası görünen oda anahtarlarımızı alıp rehber, aşçımız ve gurubun diğer üyeleriyle tanıştık.
Ertesi gün (8 Temmuz 2015 Çarşamba) saat 09:00 gibi hareket etmek üzere hazırlandık. Aracımızı otoparka bırakarak eşyalarımızı minibüse yükleyip otelin önünden hareket ettik. Jandarma yetkilisinin bizleri görmek istemesi ile önce karakola uğradık. Güleryüzle karşılayan komutan ile kısa bir sohbet ettikten sonra telefon numaralarımızı bırakarak yolcu edildik. Tekrar Gürbulak yoluna dönerek kısa bir süre yol aldıktan sonra Ağrı Dağına doğru asfalt yoldan ayrıldık. Toz toprak içinde Topçatan köyünden geçip 2200 metre yüksekliğine kadar hoplaya zıplaya geldik. Yol o kadar bozuk ki aracın zarar görmemesi mümkün değil. Burada bizi bekleyen atlara eşyalarımızı vererek toprak yoldan ilerlemeye devam ettik. Yanımızda sadece küçük çantalarımız ve içinde içecek suyumuz ve atıştırmalıklarımız vardı. Dağın alt metrelerinde her yanı saran sarıçiçekler dikkat çekiyor. Rehberimizin anlattığına göre bu çiçeklerin emilmesi ya da içilecek suya katılması zehirlenmelere neden olabiliyormuş. Yol boyunca seyrek ve genelde bir iki çadırdan oluşan tablolara konu olacak kadar güzel yaylalar var. Yaylalardan geçerken çocuklar yanımıza gelerek bizimle sohbet etmeye çalışıyor. Dağa tırmananlar çocukların yayladaki eğlencesi olmuş gibi. İyi ki de varlar yolculuğunuzu neşelendiriyorlar. Yanınızda onları mutlu etmek için bir şeyler bulundurmanızda fayda var. Yolluk diye aldığımız çikolatalar gönüllerini memnun etmeye yetiyor.
Yol dozerler ile açılmış araç geçecek kadar geniş, ancak tamamlanmak üzere iken iş makineleri terörist saldırıya uğramış ve yakılmışlar. 
10-12 yıl önce olmuş bu olaydan kalma iş makineleri hala yol üzerinde yakıldığı yerde duruyor. 3200 metreye kadar uzanan bu yol da araç trafiği için kullanılamıyor.
Çok ciddi bir eğim tırmanmadan hatta yükseldiğimizi bile fark etmeden yaklaşık üç saatlik bir yürüyüşle 3200 metre kampına ulaşıyoruz. Oldukça kalabalık ve gürültülü görünüyor. Yüksek sesle sohbet eden, şakalaşan insanların sesleri ile çalışanların açtığı cihazlardan yükselen Kürtçe şarkılar birbirine karışıyor. Kampta herkes selam almaya, sıcak diyalog kurmaya pek hevesli değil. Neyse ki çadırlarımızı kuracağımız alan kampın en üst tarafında ve kalabalıktan bir nebze tecrit bir yerde. Kamp çadırlarımızı kuruyoruz. Bir müddet etrafı dolaşıyor ve hazırlanan yemeği yemek üzere mutfak çadırına giriyoruz. Gurubumuzun diğer üyeleri Moskova ve Londra’dan katılıyor. Rehberimizle beraber 7 kişilik bir gurup olarak zirveye çıkmaya çalışacağız.Kampta su problemi yok. Eriyen kar ve buz sularını plastik tanklara dolduruyorlar. Gün boyunca ısınan bu su temizlik yapmada oldukça faydalı oluyor. Ayrıca 80’li yıllarda plajlarda görülen türde dört kazığın etrafını branda ile çevirerek tuvaletler de yapmışlar. Anlaşılan tuvalet konusunda düşündüğümüz kadar sıkıntı çekmeyeceğiz. Su kaynağını buz erimesi oluşturduğundan gece sular da duruyor.
Ertesi gün 4200 metreye aklimizasyon yapacağız. Ancak gurup üyelerinin aklimizasyon yapmaktansa 4200 metrede bir gün fazla geçirelim teklifi kabul görür gibi oluyor. Ancak üyelerin tamamının aynı görüşte olmadığı anlaşılıyor ve bu uygulamadan vazgeçiliyor eski plana geri dönülüyor. (09.07.2015 Perşembe) Sabah saat 09:00 gibi yürüyüşe geçiyoruz. Patika yollardan ilerleyerek atlar geldiğinde yoldan çekilerek ilerliyoruz. 3800 metre yükseklikte enteresan bir kafeterya var. Kafeteryanın işletmecisi Bışar, oldukça efendi tavırlı genç bir delikanlı. Kafeteryada soğuk içecekler ve hediyelik eşya satılıyor. 
Masa sandalye olarak da bulduğunuz taşlar hizmet veriyor. Taşların üst üste konularak yapılmış elli santim yüksekliğinde bir duvar patikadan kafeterya alanını ayırıyor. Bir tahtaya keçeli kalemle yazılmış tabela ve fiyat listesi buranın bir işletme olduğunun tek işareti sayılabilir. Çevresinden hiçbir farkı olmamasına rağmen insanlar burada dinleniyor. Farklı guruplar burada edindikleri tecrübelerini diğerlerine aktarma fırsatı buluyor. Sodalarımızı içip yolumuza devam ediyor ve 4200 kampına öğleye doğru varıyoruz. Hava oldukça sıcak ve güneş yakıcı, kafeteryadan satın aldığımız poşular güneşten korunmamızda çok işe yarıyor. Aslında poşunun Ağrı’ya özgü bir kıyafet değil daha çok Güneydoğu Anadolu’da kullanılan bir kıyafet olduğu da satıcı tarafından vurgulanıyor. Güneş yağı sürerek güneşin olumsuz etkilerinden korunmaya çalışıyoruz. 4200 kampında su yok. Tuvalet yok. Kartal yuvası gibi bir yer. Öküz Boğazı da diğer bir deyişle aslan boğazı ve buzulu dikkat çekici bir coğrafi şekil olarak ilgimizi çekiyor. Küçük Ağrı Dağı da bu noktadan gayet iyi görünüyor. Rehberimiz Mahmut 3896 metre yüksekliğindeki bu dağa da tırmandığını söylüyor. Yamaçlarının çarşık yapısı nedeniyle daha alçak olmasına karşın çıkışın daha zor olduğunu söylüyor.  Burada yanımızda getirdiğimiz azıklarımız yiyoruz ve dönüş yoluna geçiyoruz. Dağa inenler çıkanlar ile sohbetler ediyoruz. Çıkışını tamamlayanlar, tamamlayamayanlar ile sohbetler edip tavsiyeler alarak 3200 kampına dönüyoruz. Ahmet’in yaptığı nefis çorbalar ile kendimize geliyoruz. Hava karardıktan sonra ortalıkta bulunmanın manasızlığından ve yorgunluktan çadırlara çekiliyoruz.
Sabah tekrar 4200 kampına doğru yürüyüşe geçiyoruz (10.07.2015 Cuma). Bu kez söktüğümüz kampımız da bizimle beraber geliyor. Çadırlar malzemeler atlara yüklendi ve yola koyuldu. 4200 kampımıza çadırlarımızı tekrar kuruyoruz. Ancak burada konfor aşağıdaki kadar iyi değil. Çadır kurulacak alanlar oldukça dar. Çadır kazıklarını çakarak yere sabitlemek mümkün değil bu yüzden çevredeki taşlara bağlıyoruz. Bu arada ürküttüğümüz taşlar yuvarlanıyor. Umarım hava kötüleşmez yoksa burada gece bizim için oldukça zorlu geçecek. Jandarma komutanı arayarak durumumuzu ve konumumuzu soruyor. Şartlarımızın gayet iyi olduğunu söyleyerek teşekkür ediyoruz. Yemeğimizi her zamankine göre daha erken yiyerek çadırlara çekiliyoruz. Çünkü bu gece saat sabaha karşı zirveye hareket edeceğiz.
(11.07.2015 Cumartesi) Diğer guruplara göre erken sayılabilecek bir saat olan 01:00’da hareket ediyoruz. Çünkü mihmandarımız Mahmut gurubumuzun hızından endişe ediyor. Günün ilk saatlerinin zirvede olmak için en uygun saatler olduğunu söylüyor. Bunun nedeni olarak oluşabilecek olumsuz şartlar karşısında zaman kazanmak ve hava kararmadan tekrar aşağıya dönecek fırsat bulmak olduğunu söylüyor. Kar yağışı ve tipi izlerin üzerini örtebileceğini bunun da dönüşümüzü zorlaştıracağını söylüyor. Ayrıca sis basması durumunda da yönümüzü bulmakta zorluk çekeceğimizi bu nedenle sisin kalkmasını beklememiz gerektiğini söylüyor. Bir keresinde gurubu tipi nedeniyle dağın kuzey tarafına götürdüğünü orada üzeri karla örtülü 25 metreyi bulan buzul yarıkları olduğunu ve ölümcül tehlike oluşturduklarını söyledi. Zirvenin bir diğer sıkıntı yaratan unsuru da rüzgar. Zaten oldukça soğuk olan hava şiddetli esen rüzgar nedeniyle daha fazla üşümenize sebep oluyor. Ancak asıl sorun buzun yüzeyini sertleştirmesi ve daha kaygan hale getirmesi. Dengenizi koruyarak kramponların üzerinde duruyorsanız önemli bir tehlike yok. Ancak şiddetli rüzgâr bunu yapmanızı zorlaştırabilir. Bizden bir gün önce çıkan guruplardan rüzgâr nedeniyle zirve yapmadan dönenler olmuştu.
Karanlıkta kafa lambalarımız ile rehberimizi takip ederek tırmanmaya başlıyoruz. Mahmut sürekli olarak daha hızlı hareket etmemiz konusunda uyarıda bulunuyor. Ancak kafa lambalarının aydınlatmaları yeterli değil ve pek nereye bastığımızı da göremediğimizden istediği hıza ulaşamıyoruz. Önceki parkurlara göre çıkış rotası oldukça dikleşti. Daha fazla mola talebi oluyor. İlk hareket noktasında çok da soğuk gelmeyen hava iyice soğumaya başladı. Telefonumdan sık sık irtifa ölçmemi istiyorlar. Önceleri bende bu işi severek yapıyordum. Ancak hava o kadar soğudu ki telefonun tuşlarına basmak için artık eldivenlerimi çıkarmak istemiyorum. İki saattir yolda olmamıza rağmen daha 4500 metre yüksekliği çıkabilmiştik ki su içmek için su şişesini ağzıma götürdüğümde ağzıma buz parçaları doldu. Giydiğimiz içlik ve kayak kıyafetleri ile botlar mükemmel iş yapıyordu. Havanın bu kadar dondurucu soğuk olduğunu molalarda bile hissetmemiştik. Sadece ucuz eldivenler onları kaça aldığımızı hatırlattı. Parmaklarımızın uçlarının soğuk nedeniyle hafif sızladığını hissettik.
Arkamızdan gelen İranlı genç bir gurup mihmandarımız Mahmut’un tüm ikazlarına rağmen bizi yakaladı ve geçti.  Sabah gün doğumunda Ağrı Dağının ikizkenar üçgen şeklindeki gölgesinin uç kısmı Doğubayazıt üzerine düştü. Gün ışığı ile beraber fotoğraf telaşı da sardı. Ancak soğuk nedeniyle birkaç kare çektikten sonra makine düşük pil uyarısı yaptı ve kapandı. Yedek pil ile şarj etme çalışmaları da sonuç vermedi. Buzuldan bir iki poz ve küçük Ağrı fotoğrafı çekebildikten sonra makineyi zirve de çıkarmak üzere koynuma attım. Yukarı doğru yol aldıkça benim takatim gurubun diğer üyelerine göre daha fazla kesildi. Buzula ulaştığımızda zirveyi gördük. Burada yarım krampon olarak tabir edilen kramponlarımızı bağladık. Buz değişik özellikler gösteriyor. 
Bazı yerleri oldukça pürüzlü buralarda kayganlık yok. Ancak cam yüzeyi gibi olan alanlar çok kaygan buralarda kramponsuz ayakta kalmak imkânsız gibi. Buz üzerinde düşmemeye çok dikkat ederek yol alıyoruz. Rüzgâr zirveye yaklaştıkça sertleşiyor. Yerden kopardığı buz parçacıklarını savuruyor. Kar gözlükleri rüzgâra ve onun savurduklarına karşı etkili ayrıca zirvede buzdan yansıyan güneş ışınları ve dondurucu soğuğa karşı da iyi iş görüyor. Geldik diye düşündüğümüz yer irtifa nedeniyle beni süründürdü. O kadar yavaş hareketlerle zirveye çıktım ki zirveden dönen İranlı gurup durup bir süre bana moral vermeye çalıştı. Yüksek irtifada oksijen azlığı hasta olmuşsunuz gibi yavaş hareket etmenize neden oluyor. Bu arada İranlı gurup içinde bir genç iki kişinin kollarında yarı baygın koşturularak aşağıya indiriliyordu belli ki genç hastalanmış ve kendini kaybetmek üzere idi. Bu arada diğer ikisi buzda kendilerini yere atarak buz kazmaları ile buzda kendilerini durdurma antrenmanları yapıyordu. Sonunda 07:10’da bende zirve ulaşınca ekibin tamamı zirveye ulaşmış oldu. Fotoğraf çekip birbirimizi tebrik ettikten sonra Mahmut’un bir an önce buzdan inelim teklifi ile birer birer dönüş yoluna geçildi. 
Nerdeyse çıkış sıramıza göre inişe geçtik. Yani en son ben ayrıldım. Çıkıştaki hızımdan çok daha hızlı olmadan yavaş yavaş buzuldan indik. Bu arada gurupta -özgüven artmasından mıdır yoksa bir an önce tehlike saçan buzuldan çıkma telaşımıdır bilinmez- kopmaların yaşanması gurup üyelerinin ufak tefek sıkıntılar yaşamasına neden oldu. Buzula girerken nasıl olsa su donmuş, içesim de yok, burada bırakayım diyerek koyduğum suyu geri aldım. Ancak yanlış su şişesini aldığımı aşağıda sıcaktan bunaldığımda anladım. Kaç senedir ordaysa aldığım suda yosunlar yüzüyordu. Tabi yosunları temizleyip içtik yapacak bir şey yok. Çıkarken pek farkına varılmayan patika guruptaki arkadaşlar için zorlu bir iniş oldu. Bazı alanları oturarak inmeleri Mahmut’un tepkisine neden olduysa da artık tehlikeli olacak metrelerden aşağıya inildiği için zaman kaybının çok da önemi yoktu.
Yaşanan diğer bir aksilik baş ağrısı çektiği için gurubun önünde hızla giden Turan’ı takip ederken, taşlara mavi boya sürülerek işaretlenen rotanın dışına çıkmam sonucu yaşandı. Mahmut ekibin inmekte sıkıntı yaşayan üyeleri ile birlikte arkadan geldiğinden duruma müdahale edemedi ve yanlış patikadan ilerledik. Gurubun diğer üyeleri yeterince sıkıntı çektikleri iniş sırasında yaşanan bu olumsuz durumdan hiç memnun olmadı. Gurup üyelerinden yaşanan sıkıntı için özür dileyerek gönüllerini almaya çalıştım. Onları beklemeye alarak Mahmut’unda yönlendirmesi ile kayalık bir alandan kayaları ürkütmemeye çalışarak yan geçiş yapıp, daha önce kamp kurulmuş tek çadır sığabilecek kadar bir alana vardık. Buradan aşağıya inen patikanın rota ile kesiştiğine emin olduktan sonra diğer üyeleri daha güvenli bir yerden önce kamp kurulmuş alana ve ardından patika vasıtası ile rotaya geri kavuşturduk.
Saat 13:00 gibi 4200 kampına tekrar ulaştık. Enerjime geri kavuştum. Burada kahvaltı ve çay ikramı bizi kendimize getirdi. Zirveye çıkmış olmamız yaşanan küçük aksiliklerin hemen unutulmasını sağladı. Burada bir süre dinlendikten sonra çadırlar toplandı ve dağdaki son akşamımızı geçireceğimiz 3200 metre kampına doğru yola çıkıldı.Patika yolda katırlar geldiğinde patika dışına çıkmak gerekiyor. Atlar doğumundan itibaren annelerinin peşinden izlediği bu yolu o kadar iyi ezberlemişler ki patikadan dışarı çıkmıyorlar. Diğer bir evcil hayvan ise köpekler oldukça insan canlısı olmuşlar ikramlarınızı kabul eden bu köpeklerden bazıları guruplar ile birlikte sürekli zirve yapıp geri dönüyor. Yırtıcı kuşlar sürekli çığlık atarak avlanıyorlar ve insan varlığından pek ekilenmiş gözükmüyorlar.
3800 metrelerde bulunan Ararat kafede tekrar mola veriyor ve sohbet ediyoruz. Mısır çarşısında da çalışan Bışar’ın İngilizcesi benden iyi durumda. Kafedeki fiyatlar ise hangi şartlarda hizmet verildiğini düşününce oldukça makul. Hemen yanında buz bulunduğundan içecekleri soğuk tutmak çok zor olmuyor üstelik onları soğuk tutmanın bir maliyeti de yok. Ecnebi müşterilerden birinin kahve sipariş etmesi ve işletmecinin “şaka yapıyor olmalısın!” şeklindeki mimikleri gülüşmelere neden oldu. Bu sempatik işletmenin aynı sempatiklikte işletmecisinin en zorlandığı şey müşteri beklemek çünkü yoldan pek insan geçmiyor.
Mola bitip aşağıya doğru tekrar yol alıyoruz ancak artık acele edecek bir durum yok 3200 kampına gidip bekleyeceğiz bu nedenle yolda küçük derelerin etrafındaki yeşilliklerde bolca sohbet ederek yol alıyoruz. Mahmut zirveye kaç defa çıktığını bilmediğini ancak iki yüz defa çıkmış olabileceğini söylüyor. Gerçekten dağda oldukça rahat ve hızlı hareket ediyor. Ayrıca yakın zamanda Nuh’un gemisini araştıran ekipte çalıştığını ve kendilerine günlük yüz dolar ücret ödendiğini söylüyor. Gemi kalıntısı bulunamaması da biraz hayal kırıklığı yapmış gibi görünüyor.
3200 kampında mümkün olan şekilde temizliğimizi yapıp yemeğimizi yiyoruz. Yine en favori yemek çorba, Ahmet diğer yemekleri de güzel yapıyor ancak çorba kendinizi harika hissettiriyor. Kamp sakinleşmiş gürültücü ekipler dağdan ayrılmış yine de otuza yakın dağcı çadırı var. Bu çalışanlar ile birlikte yüze yakın kişi kampta barınıyor demektir. Yüklerimizi taşıyan atlar ve onların tayları kamp çevresinde otluyor ve at kişnemeleri hiç eksik olmuyor. Gece sanırım herkes iyi bir uyku çekiyor. Oldukça yorucu bir günün sonunda herkes uykuya dalıyor. Saat 07:00 da kalkıp kampı toplayarak 2200 metreye ineceğiz ve orada yüklerimizi minibüse yükleyip geldiğimiz yoldan ayrılacağız.
12/07/2015 Cumartesi günü saat 07:00’da yapılan sabah kahvaltısının ardından çadırlar söküldü. Eşyalarımız çantalara doldurulup çantalar da atlara yüklenmek üzere çuvallara kondu. Gurup geldiğimiz yaylalara uğrayarak geri dönüş yoluna döşendi. Gelirken tanıştığımız Necla ve Cemil bizi tekrar karşıladı. Ayrıca yaylanın kadınları da gurupta bulunan kadınlar ile kısa süreli sohbet etti. 
Kadınlar Türkçe bilmediklerinden bize eşlik eden Mukaddes onlara tercümanlık yapmaya çalıştı.  Mukaddes’in bütün gece dişi ağrıdığı için annesi onu akrabası olan Mahmut’un yanında bizimle beraber köye gönderiyor. Yayladaki herkes Çiftlik veya Topçatan köyünden bu nedenle de genelde akrabalar. Yolda Mukaddes ve Ani bolca sohbet etti. İsimlerinin aynı anlamda olması da hoş bir tesadüf oldu Çiftlik köyünde ortaokul talebesi bu evlat kendi deyimiyle en çok rehberlik seviyormuş. Ona bunu sevdiren hocasının adını sık sık söyledi ancak yine unuttum. Burada hoca hanımın adını yazamadığım için üzgünüm.
Saldırıya uğramış araçların yanından tekrar geçerken biraz daha dikkatli incelemek istiyoruz. Ancak Mahmut huysuzlanıyor. Bir an önce orayı terk etmemizi istiyor. Biz de riayet ederek yolumuza devam ediyoruz. Doğubayazıt’a girerken gördüğümüz yanan tırlar Mahmut’un huysuzlanmasını açıklıyor.
Buluşma noktasında gelen diğer ekiplerle karşılaştık. Bu gurupta da diğer ülkelerden gelenler vardı. Aracımız biraz gecikti. Bu nedenle bulabildiğimiz gölgelere çekilip son fotoğraflarımızı da burada çektik. Aracımıza binerek otelimize doğru yol almaya başladık. O kadar toz oluyordu ki sıcak nedeniyle camları açalım mı yoksa toz nedeniyle kapatalım mı bilemedik. Düze inince dağın son fotoğrafları da çekildi. Dmitry elinde kocaman bir fotoğraf makinesi ile dağa çıkmıştı. Kendisi de turizm işi yapan Dmitry’nin çektiği fotoğrafları bizim ile paylaşacağı sözünü alarak ayrılmadan önce otelde son bir hatıra fotoğrafı çektirdik.
Otelde duşumuzu alıp borcumuzu ödedikten sonra saat 13:00 gibi Doğubayazıt’tan İzmit’e doğru yola koyulduk. Ertesi gün saat 05:00 sularında İzmit’e vardık. Tırmanışta emeği geçen mihmandarımız Mahmut’a, aşçımız Ahmet’e ve organizatörümüz Mustafa’ya ve diğer Tamara Tur çalışanlarına teşekkür ederiz. Uyumlu bir ekip oluşturduğumuza inandığımız iyi insanlar Dmitry ve Anna Arutyunov ile Ann Ozsivadjian’a hayatlarında başarılar dileriz. Umarız tekrar görüşürüz.
 






Murat SERT
Derince Dağcılık Ve Doğa Sporları Kulüp Başkanı
 



Facebook