30130
3/05/2016, 14:14

Uludağ Raporu 24/04/2016


    DERDOKS (Derince Dağcılık ve Doğa Sporları Kulubü) olarak en önemli projelerimizden birisi olan “ 7 Bölge 7 Zirve” projesi kapsamında antik adı Olympos olan Marmara Bölgesinin en yüksek dağı Uludağ’a tırmanmayı ne zamandır planlıyorduk.  Uludağ tırmanışını ağırdan almamızın asıl sebebi bir adımlık mesafede olması, rotanın kolay olması, yüksekliğinin az olması gibi nedenlerdir. Zaten Otellere kadar ekipteki arkadaşlar birkaç defa Uludağ’a geldiklerinden bir aşinalık vardı, zirvede arkada görülen yükseklik olmalıydı. Geçen yaz Ağrı tırmanışından sonra Uludağ’ı planlamayı işin açıkçası biraz burun kıvırtarak yaptık.
       24 Nisan 2016 Pazar günü sabah saat 06:00’da İzmit’ten hareket planlanırken Yılmaz Eken arkadaşımızın uyanamamasından dolayı 06:30’da hareket ettik. Saat 09’da yürüyüşe geçmeyi planlıyorduk. Yalova Altınova’da yeni otoban sürprizi sayesinde Yalova’yı görmeden Orhangazi çıkışına kadar otobandan gittik. 08:40’da Uludağ yeni oteller mevkiinde maden bölgesi telesiyej hattının başlangıcındaydık. Üzerlerimizi değiştirip park halindeki paletli kar makineleri ile birkaç resim aldıktan sonra saat 9’ da Telesiyej hattını takip ederek doğuya doğru yürüyüşe başladık. Otellere kadar seyrek kar örtüleri görülmekte yükseklere doğru yeşil örtünün yerine beyaz görüntü daha hakim durumda. Sıcaklık 5C°civarında. Yaklaşık bir saatte eski maden yapı kalıntılarının olduğu yerdeki Telesiyeje geldik. Yılmaz Eken arkadaşımızın rahatsızlanması nedeniyle devam edemeyeceğini belirtince fazla ısrarcı olmadık. Çünkü yükseldikçe zirve rotasının düşündüğümüz kadar kolay olmadığı anlaşılıyordu. Yılmaz’a, tahminimize göre en geç saat 15 gibi döneceğimizden saat 16’ya kadar dönmezsek telaşlanabileceğini belirtip vedalaştık. Murat Sert’le birlikte devam ettik. Kar örtüsünden dolayı patikalar gözükmediğinden çıkışın nereden yapılacağı konusunda kararsız kaldık. Göllere kadar yer yer belli olan araç yolundan gidip oradan çıkmaya karar verdik. Bizden yarım saatlik mesafede iki kişinin de aynı yöne doğru gittiklerini gördüğümüzde nedense onlarında zirveye gittikleri algısı oluştuğu için açtıkları yolu takip ederek onlara yetiştik. Karamürsel’den geldiklerini göllere kadar gideceklerini bizim ise yanlış yolda olduğumuzu ve yukarıya nereden çıkabileceğimizi belirttiklerinde, daha başlamadan bir saat kaybetmiştik. Onlarla vedalaşarak güneybatıya doğru tırmanmaya başladık.  
        Maden yatağının sırtından kapı denilen mevkiiye geldiğimizde 150 metrelik dik ve karlı bir alanı çıkmamız gerekiyordu. Her ne kadarda çığ dönemi bitmiş olsa da tepe boyunca güney rüzgârlarının yığdığı metrelerce kalınlıktaki kar balkonları aşağıdan bakınca insanın farklı senaryolar kurmasına neden olmaktadır. Kara fazla güvenemediğimizden daha tehlikeli olan kaya sırtından tırmanmaya başladık. Fakat rüzgârın şiddetinden dengede durmakta zorlanıyorduk. Uçurumun kenarından çıkarken korku filmlerindeki müzik seslerini andıran şiddetli rüzgârın sesi ve mümkün olduğu kadar bakmamaya çalıştığımız kaya duvarının görünmeyen dibi bize bir ders daha çıkarmamızı sağlıyordu. Anlaşılan dağ onu küçümsediğimizi hissettiğini bize gösteriyordu. Sırta çıktığımızda istem dışı bir “Oley” dedim. Rüzgâr birçok yerde hiç kar bırakmamıştı. Sırt boyunca patika belirgin şekilde görülebiliyor. Yol boyunca babalarda sizi yönlendiriliyor. Biraz hızlanıp patikayı takip ederek devam ettik, havada gittikçe kötüleşmeye başladı, günlerdir Uludağ’ın hava raporlarını takip ediyorduk, bugün saat 16’dan sonra yağmur bekleniyordu. Rüzgârın şiddetinden dengeli yürüyemiyoruz, sıcaklık donma seviyelerine kadar düştü. Amacımız çok geç kalmadan zirveye ulaşıp dönmek. Güneyimiz “ Heidi “çizgi filmindeki Alp dağlarından görüntüler gibi görünüyor. Bulutların arasından gelen güneş ışınları vadi boyunca tarifsiz renk oyunları sunuyor. Sırt boyunca birbirine yakın rakımlı birkaç zirve var. Takip ettiğimiz patika gittikçe dağın güneydoğusuna doğru alçalmaya başladığında bir kez daha acaba zirveyi geçtik mi? Çoban yoluna mı saptık sorularının cevabını aramızda değerlendirmeye başladık. Acaba bunların hangisi zirve? Patikadan yukarı doğru çıkarak üstümüzdeki tepeye çıktık. Tempolu yürümemize rağmen ancak Saat 14’te zirveye ulaştık. Soğuktan cep telefonlarımız donduğundan zirve resmi çekemediğimize üzüldük. Güneyinde hiç kar yok iken kuzeyinde biriken kar, derin yarıklar oluşturduğundan fazla yaklaşamadık. Aslında tepeden aşağıdaki gölleri görmek istiyorduk.
       Bulunduğumuz tepenin zirve olduğuna emin olamadığımız için, dönerken iki tepeye daha uğradık. Hava kapandıkça rüzgârın şiddeti arttı. Sıcaklıkta hissedilir şekilde düştü. Kıyafetlerimiz iyi olmasına rağmen ellerimiz ve burnumuzun açıkta kalan kısmı rüzgâr ısırığından sızlarken aralıklarla yağan doluda değdiği yerleri acıtıyordu. Anlaşılan hiçbir dağı küçümsemeyecektik.  Mevsime aldanıp daha hafif giyinseymişiz Uludağ bizi madara edecekti.  Dönerken aklımızda kapı mevkiinde yusuflayarak çıkabildiğimiz yamacı nasıl inebileceğimizi düşünüyorduk. Saat 15’te kayadan aşağı ilk adımı atıyorduk. İnmek çıkmaktan daha zor, rüzgâra direndiğimiz gibi sırt çantalarımızda taşlara takıldığından büyük bir risk oluşturuyor. İlk kayayı inince zik zaklar yaparak kardan aşağı indik. Geldiğimiz güzergâhtan aracımıza vardığımızda saat 17 olmuştu. Yakındaki kafede bizi bekleyen Yılmaz arkadaşımız çayı hazırlatıp yanınada sucuk ekmek siparişini vermişti. Şöminenin karşısında sıcak çaylarımızı içip yanan ateşin alevini izlerken, insanlık için küçük ama bizim için büyük bir iş başarmanın güveni her halimizden belli oluyordu. İşletme sahibinin övdüğü sucuk ekmeklerimizi bitiremeden yola koyulduk.

Nisan 2016
Turan GÜLLÜ


Facebook