UA-59523964-1
30130
30/03/2019, 14:49

Gölyazı. Kaz Dağları ve Manyas Gölü Keşif Gezisi 23/04/2018

    DERDOSK KAZ DAĞLARINDA  
‘’Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.’’
-Tolstoy

  DERDOSK 20 Nisan 2018’de dört kişilik ekibiyle (Murat Sert, Yılmaz Eken, Turan Güllü ve Murat Yetik) Balıkesir Kaz Dağları rotasına doğru, İzmit’ten yola koyuldu.
 
Kocaeli’nin güzel ilçesi Karamürsel’in deniz kıyısında sabah kahvaltısı yapıp, yol planımızı gözden geçirdik. İlk durağımız Bursa Gölyazı (Apolyont) Köyü oldu. Ulubat Gölü kıyısında yer alan şirin, küçük balıkçı köyünde, gözü yaşlı bir aşk hikâyesini barındıran Ağlayan Çınar heybetiyle bizi karşılıyor.
Balıkçı tezgâhlarındaki canlı yakalanmış iri sazanlar ve yayın balıkları dikkatimizi çekiyor. Balıkçının pişirmek üzere iri bir sazan balığının derisini ustaca yüzerek pullarından arındırması dikkatimizi çekiyor ve bu konuya çalışmak üzere videoya alıyoruz.
Kimisi tarihi yapı kimisi yeni, ancak; hepsi yarım adayı çeviren sur kalıntıları gibi viran durumda olan evlerin arasından dar sokakları arşınlayarak köyde gezintiye çıkıyoruz. Onarılarak serilmiş balık ağları ve yakalanan balıkların konulduğunu düşündüğümüz ve daha küçük çaplı olanlarına hapis adı verilen sepet görünümlü ağlar dikkatimizi çekiyor. Leylekler köyün nerdeyse tüm elektrik ve telefon direklerinin üzerine ve terk edilmiş evlerin tütmeyen bacalarına yuva yapmış. Belki de bir iki gün sonra 23 Nisan’da kutlanacak ulusal bayram yaklaştığından ve belki de Selanik göçmeni olan köyün Atatürk’e olan hayranlıkları nedeniyle hemen her evde ve sokakta üzerinde Atatürk resmi de bulunduran Türk bayrağı asılı.
 
GÖLYAZI-ULUBAT GÖLÜ
 
Gölyazı köyünün sakinliği içinde doyumsuz göl manzarasına karşı köylüler imkânlar ölçüsünde meskenlerinde ve eklentilerinde işletmeler açmış, turist ağırlamaya çalışıyorlar. Bir köylünün evinin çardağını kullanarak yaptığı işletmeden çaylarımızı yudumlayarak balığa çıkan yada turist gezdiren tekneleri izliyoruz. Gölde yüzen iri bir kuşun adını çay getiren delikanlıdan soruyoruz. Kuşun önce yerel adı olan kakaroz diyor, anlamadığımızı görünce açıklamaya devam ediyor ve balıkçıl tarzı bir kuş olduğunu,  muhtemelen kuğu olduğunu söylüyor. Ada şeklindeki köyde turumuzu tamamlayarak fotoğrafladıktan sonra köy merkezinde bıraktığımız arabamıza geri dönüyoruz.
Beş saatlik yolculuk sonrasında Balıkesir’in Ayvalık ilçesi Sarımsaklı Plajı’na ulaştık. Ayvalık ilçesinin güzelliklerini görmeye Şeytan Sofrası’ndan başladık. Tepedeki manzara görülmeye değerdi. Bulduğumuz orman yollarına saparak turistik alandan çıkmaya ve doğayı keşfetmeye çalışıyoruz.  İrili ufaklı adacıklar, yeşili-mavisiyle pırıl pırıl Ege Denizi, temiz hava, doğanın güzelliği. tüm yorgunluğumuzu alıyor.
Akşam Cunda’dayız, Ayvalık Adaları olarak adlandırılan irili ufaklı yirmi iki adanın içerisinden yerleşime açık tek ada Cunda’dır. Türkiye’nin Ege bölgesinde bulunan en büyük 4. adasıdır. Cunda’ya karayolundan giderken uygulama otelinde kalacak yer sorduk. Tüm odaların dolu olduğunu, daha önceden rezervasyon yapılması gerektiğini belirttiler.  İlk Boğaz Köprüsünden geçerek adaya ulaştık. Ada’da Koç Müzesi ve değirmenin bulunduğu yere arabamızla dar sokaklardan çıktık, tavsiyem yaya çıkmanız ve gün batımını izlemeniz. Ada, gece başka güzel, önde sıralanmış balıkçılar, arka sokaklarda meyhaneler, şampiyon lokmacısı, taş kahvede kahve keyfi, harika.
 
Balıkesir maceramız ertesi gün Kaz Dağları Milli Parkı rotasıyla devam etti. Köy içerisindeki daracık yollarda yetersiz tabelalar nedeniyle yol-iz bulmakta zorlanarak ve bir iki defa yolu şaşırıp sorarak milli park girişindeki nizamiye noktasına geldik. Milli Park girişinde ekibimize rehber tutmamızın zorunlu olduğu söylendi ve 60 TL ücret istendi. Gerçekte böyle bir zorunluluk olmamasına karşın görevlilerin ve işbirlikçi sivil kişilerin ücreti vermek istemediğimizi söylememiz üzerine sergiledikleri olumsuz tavırlar DERDOSK üyelerinin canını sıktı.
 
Sonuçta rehber almadan araç başına 15 TL ödeyerek 4 araç birlikte hareket etmek üzere, kapatılan sürgülü kapı açıldı ve geçmemize izin verildi. Milli Parkın tozlu ve kıvrımlı yollarından Sarı Kız tepesine doğru yol alırken; bir iki noktada durarak, kayaçları ve Truva savaşına sahne olan coğrafyayı inceledik. Diğer araçlardan kalkan toz nedeniyle araçlar arasındaki mesafeyi açmak bir zorunluluk halini aldı. Safari tipi ciplere bindirilen turistler toz nedeniyle branda ile kapatılan açık araçlarda sanırım zor anlar yaşadılar. Ancak durup ormanın sessizliğinin ve dinginliğini, temiz havasını içinize çektiğinizde her şey unutuluyor.
Araçla çıkılabilecek zirve de orman örtüsü zayıf ve manzara harika. Arabanın bagajına bolca kayaç dolduruyoruz. Türk bayrağının dalgalandığı Sarıkız tepesine yapığımız kısa yürüyüş ve eşsiz manzaraya karşı tepede yaptığımız kahvaltı hepimizin neşesini yerine getirdi. Doğa tutkunlarıyla birlikte Kaz Dağlarının tepesinden bu güzellikleri hepinizin görmesini isterim.
Dönüş yolunda Hasan Boğuldu Gölet’ine uğradık. Hasan Boğuldu öyküsü Sabahattin Ali tarafından yazılmıştır. Birazda siz araştırın ve bu doğal güzellikleri mutlaka görün isterim. Bizim gördüklerimizi size aktaralım. Kaz Dağları eteklerinden gürül gürül akan şelale, suyun berraklığı, havanın ferahlığı diyemeyeceğim mangal kokuları insanı bi hoş ediyor! Köylü pazarından zeytin, zeytinyağı, dutpekmezi ve pek çok baharat ve kuruyemiş almak mümkün. Ancak yetersiz park alanı ve dar yolar sorun oluşturup can sıkabilir.
 
Kuş Cenneti Manyas gölü rotamızda yer alıyor. Telefonda yer alan haritadan kuş cennetine ulaşmak isteyince yolu biraz karıştırıyoruz. Bu gölün tamamen çevresini turlamamıza ve hesapta olmayan pek çok köyü görmemize neden oluyor. Kanola olduğunu düşündüğümüz sapsarı tarlalar dikkatimizi çekiyor. Göl kenarında birkaç noktada durarak gölün ve kırların keyfini sürüyor ve fotoğraf çekiyoruz. Nihayet rötarlı bir şekilde Manyas Gölü Kuş Cenneti Milli Parkına varıyoruz. Milli parklara giriş ücreti olan kişi başı 6 TL’yi ödedikten sonra içeriyi keşfe girişiyoruz. Alan çok büyük değil hatta beklentimin çok altında küçük bir alan diyebilirim. Ayrıca kuş cennetinin hemen yanında tarım faaliyetleri devam ediyor. Çift sürdüğünü düşündüğümüz bir traktörün gürültüsünde alanı geziyoruz. Dondurulmuş kuş türlerinin bulunduğu kulübe burada yaşayan kuş türlerinin tanıtılması açısından gerçekten çok başarılı bir görsel şölen sağlıyor. Işıkları yanmayan birkaç camekânın ışıklarının yanmasını istememiz yeterli ışığın var olduğu gerekçesi ile görevlilerce lüzumsuz bulundu. Ancak ısrar ederek ışıklandırmayı başardık ki iyi de ettik. Buradan çıkışta görevliler tarafından adam başı birer dürbün veriliyor. Milli Parktan dürbünlerimizi alarak ahşaptan yapılma kuş gözlem kulesine çıkıyoruz. Mevsimi var mıdır ve mevsiminde mi geldik,  bilmiyoruz. Ancak; oldukça çeşitli ve kalabalık bir kuş gurubunun hareketlerini uzunca bir süre izleme şansı bulabildik. Yolunuz üzerinde ise, ziyaret etmeniz halinde fazla zamanınızı almayacak olan kuş cennetini görmeden asla geçmeyin derim.
…Ve eve dönüş.
Başka bir macera ve keşifte buluşmak dileğiyle.
Yılmaz EKEN
 DERDOSK Kurucu Başkanı
 


Facebook