30130
16/03/2022, 01:10

Kula Yöresi ve Sardes Antik Kenti 17 Kasım 2020

DERDOKS ailesi olarak, Öncelikli faaliyet planlarımızdan biri olan Kula- Salihli Jeopark arazi inceleme faaliyetini birkaç yıl gecikmeyle  gerçekleştirmek için 16 Kasımı 17 Kasıma bağlayan saatlerde İzmit’ten özel oto ile Murat SERT, Yılmaz EKEN , Murat YETİK arkadaşım ile birlikte gün ışığını dolu dolu değerlendirmek için  sabah Kula’da olacak şekilde yola çıktık. Planımız, gün içinde bölgede mümkün olduğunca çok yer görüp incelemek.
Murat Sert’in güvenli sürüşü ile zaman-maliyet hesabına fazla takılmadan Yalova –Altınova’dan İstanbul- İzmir Otobanına girerek saat 05:30 civarında Akhisar çıkışını kaçırdığımız için Saruhanlı gişelerinden çıktık. Cal dağının kuzey eteklerinde bulunan Alibeyli, Heybeli ve Büyükbelen köylerinden geçip Marmara Gölünün güneyinde Akhisar –Salihli yoluna girdik. Salihli kavşağından itibaren Kula karayolu, bölgenin jeolojik geçmişi kadar tarihi geçmişinin de ne kadar önemli olduğunu hatırlatan onlarca tümülüsün arasından geçiyor. Bizim burada asıl görmeyi hayal ettiğimiz, ülkemizin en genç volkan konileriydi. Bu kadar tümülüsü bir arada ilk kez gördüğüm için şaşırdığımı belirtmeliyim. Tümülüslerin yüksekliği ve ihtişamı yapımına neden olan kişinin de toplumdaki yerine işaret ediyormuş. Defin törenine katılanlar beraberinde getirdikleri topraklar ile bu tepelere katkı sunarak yüksekliğin ve ihtişamın artmasını sağlarlarmış. Bilinmez Anadolu kasabalarındaki günümüz defin töreninde mezardan ayrılanların avuçları ile mezara toprak bırakmasının bu gelenek ile alakası var mıdır.
Nihayet Kulaya yaklaştıkça geride bıraktığımız Tümülüslerle adeta yarışıyorlarmış izlenimini veren onlarca volkan konisinin oluşturduğu eşsiz manzara karşımızda uzanıyordu. Asıl şaşkınlığımız yeni başlamıştı.
Kulada içtiğimiz sıcak sabah çorbası hepimize iyi geldi. Mevsimine göre hava oldukça güzel.  Gözlerimiz Kula'nın meşhur taş evlerini arıyor. Volkanizmanın bölgenin tarihi, mimari ve  folklorik yapısına etkilerini görmek için geçtiğimiz sokakları ,evleri bahçe duvarlarını çeşmeleri kaldırım taşlarını adeta  tarıyoruz. Müzenin olup olmadığını öğrenemedik, fakat belediye binasının girişinde bazalt sütunları, yine bazalttan yapılmış birkaç taş eşya, pomza ve volkan bombasına ait örnekleri inceledik. Meydanda Kula-Salihli Jeoparkının ofisi bulunmakta fakat saat erken olduğu için daha açılmamıştı. Bu nedenle rehberli bir arazi gezisi yapmak için iki saat beklemek yerine Kulanın sırtını dayadığı Divlit tepe volkanından çıkan lav akıntılarını yerinde görmek için Kula’dan kuzeye doğru Ahmetli köyü yoluna girdik.
 Lav akıntısı yol boyunca yaklaşık 10 kilometre uzanmaktadır. Cüruf örnekleri alıp bol resim çektikten sonra Kulaya geri döndük. Bu sefer Kulanın batısına Salihli istikametine doğru ilerleyerek Sandal köyünün karşısında bulunan Sandal Volkan Konisine geldik. Yaklaşık 120 metre yükseklikte olan koninin yan duvarları oldukça dik. Neyse ki tepeye kadar ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış. Tepenin panoramik manzarasından görünen tarım arazileri ve yayılan volkanik malzemelerin oluşturduğu görüntü harika. Krater yaklaşık elli metre derinliğe sahip, ilk oluştuğunda bu derinlik daha fazla olsa gerek içi büyük oranda dolmuş durumda. Yeni olmasına rağmen halk tarafından yeterli ilgiyi görüyor gibi. Kraterin etrafını dolaşırken her açıdan doya doya manzaranın tadını çıkarttık. İlk çağlardan itibaren bu volkanların burada yaşayan insanlar üzerinde büyük etkileri olsa gerek, Kraterin kuzey uzunda sunak alanları mevcut. Kraterin batı ucunda ise şapel olabileceğini düşündüğümüz yapının temelleri mevcut. Kraterden çıkan genç lav akıntıları koninin kuzeyine doğru 10 kilometre karelik alana yayılmış durumda. Etrafta oldukça genç lav akıntıları gözlemlenebiliyor. Nereye bakılsa farklı büyüklüklerde koniler görülmektedir. Kraterin iç yamacında bir adam bir şeyler toplamaktaydı. Ne topladığını sorduğumuzda buranın adaçayı-kekiğinin çok güzel olduğunu her sezon gelip topladığını belirtti.
 Jeoparkın önemli bölümlerinden olan Peribacalarını görmek için rotamızı volkan konilerinin doğusuna çeviriyoruz. Dünyada önemli ve en meşhur örneklerinin Kapadokya’da bulunduğu peribacaları, Narman, Başkale ve Kula gibi Anadolu'nun çeşitli yörelerinde görülüyor. Kula Peribacaları, İzmir –Uşak karayolunun Kula’dan itibaren onsekizinci kilometresinin solunda kalmaktadır. Peribacaların bir bölümü anayoldan da görülebilmektedir. Sarnıçköy yolu boyunca yağmur ve rüzgârın kardeşliğinden oluşan bu eşsiz doğa harikalarını görmek mümkün.
           Öğleni çoktan devirmişiz. Daha görecek çok yer var. Aynı rota üzerinde bulunan Çakırca köyünün içinde bulunan Bazalt Sütunlarını görmek için Sarnıçköy Çakırca yolundan Çakırca’ya geliyoruz. Herhangi bir tabela olmadığı için Navigasyon bizi köyün karşısındaki mahalleye götürüyor. Mahalle içinde evlerin aralarındaki dar birkaç köşeyi dönünce küçük bir otopark ile Jeoparkın küçük bir tesisi bulunuyor. Bazalt sütunları evlerin 100 metre kadar yukarısında bulunuyor. Yanına varana kadar ağaçların arasında kaldığı için tam görülemiyor. Lavların aniden soğumasıyla oluşan Düzgün altıgen Bazalt Sütunları yaklaşık 15 metre yüksekliğe sahipler. Pişmiş tuğla kalıntıları burada eski bir yapı olduğunu gösteriyor. Sütunların gölgesinde dinlenirken günün değerlendirmesini de yapmış olduk.
Bölge “Bin Tepeli Diyar” adını sonuna kadar hak ediyor. Bazı yerlerde daha birkaç yıl öncesine kadar aktifmiş izlenimi veren lav akıntıları uzanıyor.
Antik dönemin büyük Coğrafyacısı, Amasya doğumlu Strabon (MÖ 64 – MS 24)  "Coğrafya" adlı kitabında Kula'nın "Katakekaumene" yani Yanık Ülke olarak adlandırıldığını belirterek bölgeyle ilgili olarak “…bu sahayı geçtikten sonra Katakekaumene diyarına varılır. Bu memlekette, en kaliteli şaraplardan hiçbir eksiği olmayan "Katakekaumenit" şaraplarının üretildiği asmalardan başka tek bir ağaç bile yoktur. Toprağın yüzeyi bir tür külle kaplı olup dağ taş her yer ateşte yanmışçasına simsiyahtır. Sahada; "Physse" başka bir deyişle "nefes alan delikler" olarak bilinen üç tane çukur vardır. Bunların üzerinde yer alan dik tepeler makul suretle yerin içinden püsküren kızgın kütlelerin birikmesi sonucu oluşmuşlardır” şeklinde yazmıştır.
Zaman çok hızlı ilerliyor. Demirköprü barajının kenarında Çakallar mevkiinde bulunan tarih öncesi ayak izlerini görmeye zaman kalmadığı için Gediz nehri köprüsünden geçerek Kula’dan Salihli’ye doğru devam ediyoruz. Yol boyunca bu sefer bizi önce Volkan konileri sonra ise Tümülüsler selamlıyor. Bölge “Bin Tepeli Diyar” ismini sonuna kadar hak ediyor. Görünüşe bakılırsa Tümülüsler iş makineli definecilerin insafına bırakılmış. Salihlide artık zil çalan midelerimizi sakinleştirdikten sonra ziyaretçi alımına son bir saat kala ünlü Sardes antik kenti harabelerinin girişinde bilet alıyorduk. Geniş bir alana yayılan Sart harabeleri eski şaşalı günlerini aradığı kesin. Paranın ilk icat edildiği, altının ilk kullanıldığı doğu ile batının kesiştiği bu kente en büyük felaketler toprak anadan gelmiş. Anadolu’daki ilk sinagog burada kurulmuş. Güneş hızla ufka doğru inerken, Apollo Tapınağının girişinde, geçen yüzyılın başlarındaki kazılardan kalma kazı malzemelerinin yanında ilk tapınak resimleri için yerimizi aldık. Devasa saf beyaz mermer sütunları, pembe güneşin ışığında parlıyorlar. Tapınağın ilk hali çok büyük olsa gerek. Hıristiyanlıktan sonra tüm pagan dönemi yapılarda olduğu gibi buranın da bir kısmı kiliseye dönüştürülmüş. Demek ki her dönem yeniler kendilerinden önceki inanışları, nedense beğenmiyorlar.
Bölge depremlerle sık sık büyük tahribatlara uğramış. Son yaşanan İzmir depremi ise son kalan iki sağlam sütunun tepesinde çatlaklara neden olmuş. Bazen acaba yanlış zamanda mı dünyaya geldik diye insan sormadan edemiyor. Taşlardan yaratılan eşsiz eserler, yıllara inat ayakta durmaya çalışan her yapı, bu toprakların havasını soluyan, suyunu içenlerin her dönemde de çalışkan, vefalı ve yaratıcı olduklarını gösteriyor.
Güneşin doğuşuyla başladığımız Kula-Salihli doğal ve tarihi gezi inceleme faaliyetimize Apollo Tapınağının merdivenlerinde güneşin son ışıklarıyla veda ediyoruz. En kısa zamanda yeniden görmeye geleceğimiz yurdumun bu köşesinden de biraz buruk ayrılıyoruz.    
  17/11/2020                                                                                                                                                                      
Turan GÜLLÜ



Facebook